 |
| |
| |
|
 |
| |
|
Paris'te yaşayan Attila Bayraktar'ın Türkiye'deki bu ilk sergisi, 40 yılın deneyimlerinden oluşuyor. Resimlerinde manzaralar, figürler sanatçının imgeleminde yer alan görüntüler.
Bundan tam kırk yıl önce, Güzel Sanatlar Akademisinden mezun olduktan sonra Paris'e giden ve orada yaşamaya başlayan Attila Bayraktar, Türkiye'de açtığı ilk kişisel sergisi ile Destek Reasürans Sanat Galerisinde izleyicilerle buluşuyor.
Türkiye'de grafik eğitimi alan ve Paris'e sadece resimle uğraşmak amacıyla giden Bayraktar, o gün bu gündür resimle uğraşıyor. "Afişi terk ederek gittim Fransa'ya. İşin yerinde öğrenilmesi gerektiğine inanıyordum" diyen sanatçı, o günlerde Türkiye'de müzelerin azlığını, büyük ustaların yapıtlarını kitaplarda bile görmenin olanaksızlığını dile getiriyor. "Şimdi de pek yok, ama o günlerde müze yok denecek kadar azdı. Büyük ustaların resimlerini görmek imkânsızdı. O dönemde gündemde olan akımları sadece mecmualardan takip edebiliyorduk. İşi yerinde görmek gerekiyordu."
Paris Milli Yüksek Güzel Sanatlar Okulunda iki yıl eğitim gören, Louvre Müzesinde ve diğer Avrupa müzelerinde çalışmalar yapan Atilla Bayraktar, bu çalışmaları konferanslarla da destekledi.
Türkiye'de bulunduğu süre içinde Karakedi, Tef. Akbaba ve Akşam gibi dergi ve gazetelerde karikatürleri de yayımlanan Bayraktar', Paris'e ilk gittiği dönemde resimlerinde grafik eğitiminin etkisini silmek için büyük uğraşlar vermiş.
"10 yıldan fazla zaman harcadım onlardan kurtulmak için. Küçümsemek anlamında söylemiyorum... Grafik ve plastik sanallar birbirinden çok ayrı alanlar. Grafik sanatlarda edindiğimi/ birtakım alışkanlıkları kaybetmek gerekiyordu. Uzun bir süreyi bu problemleri halletmeye harcadım. Plastik form kolay kolay okullarda öğretilecek bir şey değil. Dekoratif içerikten plastik içeriğe geçmek benim için zor oldu."
Attila Bayraktar'ın resimlerinde manzaralar, figürler ağırlıkta. ancak bunlar sanatçının imgeleminde yer alan görüntüler. "Bir resim ya 'abstredir ya da yoktur" diyen sanatçı, non-figüratif resmin bütün fazlalıklardan kurtulup hissedileni, duyulanı doğrudan doğruya verme açısından en temiz dil olduğu görüşünde.
"Resimde soyutlaşma mullaktır, ayrıca non-figüratifte artık doğanın elemanlarım tamamen kendi yarattığımız şekil ve formlarla ifade ederiz."
Bayraktar'ın Destek Reasürans Sanat Galerisinde sergilenen resimlerinin tümü Paris'ten taşınmış İstanbul'a. Bu resimler 40 yılın deneyimlerinden oluşuyor. Resmin her şeyden önce iki rengin yan yana konulmasından meydana geldiğini belirten sanatçının resimlen şekiller, kişiler ve görüntülerin bir aranjmanı olarak sunuluyor izleyiciye.
Guaş, yağlıboya, suluboya ve pastel çalışan sanatçı, Türkiye'de ilk kez bir sergi açsa da Paris'te birçok resmi sergilenmiş.
Türkiye'ye geldikçe genç sanatçıların çalışmalarını da yakından takip eden Attila Bayraktar, genç kuşağın sanat dünyasına yeni bir soluk getirdiğine inanıyor. Yeni kuşağın kendilerinden daha şanslı olduğunu söyleyen sanatçı, gittikçe yaygınlaşmaya başlayan yayınların doğru kullanılarak Avrupa'daki ressamlar ve akımlarla hemen ilişki kurulması gerektiğini vurguluyor.
Attila Bayraktar. "Bütün derdim kalıcı resim, demode olmayacak bir resim yapmak. Yaşamım boyunca bunun için uğraştım" diyor ve bir sanatçının yaşadığı toplumsal olaylara ve dünyaya kapalı kalmaması gerektiğinin, etkilendiği bu olayları tuvaline yansıtmak zorunda olduğunun altını çiziyor.
|
| |
|
|
 |
| |
Bugünlerde Fransa'ya karşı olan duygularımız malum! Ama politik- diplomatik ilişkiler ne denli soğuk olursa olsun. Paris'i özellikle ressamların kalbinden silmek olanaksız gibidir.
Kimi ressamın düşlerini süsler Paris'te yaşamak ve boyamak... Kimi çoktan kapağı atmıştır Avrupa'nın plastik sanatlar başkentine... Kimileri de dönemsel olarak gider, orada bir müddet yaşar ve dönerler.. Sonra gene Parisleri gelir! ve kıvranmaya başlarlar...
Şöyle bir belleğimizi zorladığımızda, resim serüvenini "Bir ayağı Paris'te" sürdürmüş, ya da sürekli orada yaşamış hatta orada ölmüş hayli sanatçı olduğunu görüyoruz: Fikret Mualla, Mübin Orhon, Hakkı Anlı, Selim Turan, Nejad Devrim, Abidin Dino, Tiraje Dikmen, Neşet Günal, Adnan Çöker. Kornet, Avni Arbaş...
Daha geçenlerde Andre Lhote atölyesinde, Avni Arbaş'ın başından geçenleri yaptığı sunuşta Turan Erol ne güzel anlatmıştı. Lhote, birşeyler öğrenmek için atölyesine devam etmek isteyen Avni Arbaş'ın desenleri karşısında çareyi 'Sen kendi yoluna, ben kendi yoluma' demekte bulmuş! Öğrencinin hocayı aştığının göstergesi...
Bu 'Parisien' girizgahı niye yaptım? Sözü bu akşam sergisi Dam Galeri'de açılacak olan Attila Bayraktar'a getirmek için...
DİNGİNLİK ve GİZEM
Grafik eğitiminin ardından sıkı bir afişçi olarak sivrilen, bir dönem karikatürleriyle gülmece dergilerinde boy gösteren Attila Bayraktar, müze görme, öğrenme açlığı ve resim alanında ilerleme kararlılığıyla 1958'de Paris'e giden bir sanatçı... Ve gidiş o gidiş... İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki dört yıllık eğitimini Paris Güzel Sanatlar Yüksek Okulunda iki
yıllık eğitimle pekiştiren sanatçı, tam 42 yıldır Fransa'da...
Halen Fransa'nın batısında Saint Sauveur kasabasında boyamayı sürdüren Bayraktar, tuval üzerine yağlıboya çalışmalarının yanısıra kağıt üzerine pastel işleriyle dikkati çekiyor.
65 yaşındaki Bayraktar, Anadolu'nun parlak ışığıyla, Avrupa'nın puslu, gri aydınlığının bir bileşkesi sayılabilecek farklı bir ışık anlayışını yakalamış durumda... Bu farklı ışık peysaj ve natürmortlarında hemen algılanıyor. Bunun yarattığı duyguyu ise 'dinginlik' olarak nitelendirmek mümkün.
Bayraktar'ın koyu renk kağıtlar üzerine beyaz pastelle çalıştığı 'nüler ise ışık-gölge konseptinde geliştirdiği anlayışı yansıtıyor. Sağlam bir desenle yansıtılan müthiş bir 'gizem' var bu nü çalışmalarda...
Doğanın en önemli mimari ürünü olan insan vücudundan yansımaların kağıt üzerinde nasıl duyguya dönüştüğünü İzliyorsunuz...
Sergi 4 Mart'a kadar açık...
... |
| |
|
|
 |
| |
"Benim işlerim entelektüel resim değil, duygusal resim, bir çırpıda çıkan resimler." İşlerini böyle tanımlayan ressam Attila Bayraktar, 50 küsur yıldır Fransa'da yaşıyor. Birkaç yılda bir de Türkiye'de sergi açıyor. Son yıllarda akrilikle çalışan sanatçının bu sergisinde 3-4 pastel manzara resmi de yer alıyor.
Attila Bayraktar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne 1952 yılında girmiş. Süsleme Bölümü'ne başlamış. Afiş Atölyesi orta ve yüksek kısımlarında Zeki Faik İzer ile Namık Bayık'ın öğrencisi olmuş. Okulu 1957'de bitirmiş. Daha Akademi'ye girmeden önce karikatürler çizen sanatçının işleri, 1958 yılına kadar Karakedi, Tef, 41 buçuk, Akbaba dergilerinde ve Akşam gazetesinde yayınlanmış. İlk kişisel afiş sergisi 1957 yılında Fuaye Sanat Galerisi'nde açılmış. Fransa'ya gidinceye dek Mengü Ertel'in kurduğu San j Organizasyon Reklam Atölyesi'nde çalışmış.
Attila Bayraktar'ın amacı kendini resimle ifade edebilmekmiş. Bu nedenle Akademi'deki eğitimi sırasında Sabri Berkel'den özel resim dersleri almış. Kısa bir süre doğadan esinlenen çalışmalarının ardından soyut resme yönelmiş. Sonra Nuri İyem'le tanışmış; ilişkileri hem usta çırak olarak, hem de dost olarak sürmüş. Ardından radikal bir tavırla grafiği terk etme ve "resmi daha köklü öğrenme" kararını veriyor. 1958 yılı sonbaharında ressam Erdal Alantar'la birlikte aynı
gemide Fransa'ya göç ediyor. Paris'te Selim Turan, Nejad, Avni Arbaş, Hakkı Anlı, Remzi Raşa, İhsan Surdum, Mübin Orhon, Adnan Varınca, Adnan Çöker gibi ressamlarla dostluklar kuruyor. 1961de Paris Milli Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'na giriyor. Ancak eğitimi ciddiyetsiz bulup ikinci yılında ayrılıyor. Sonra Louvre Müzesinde kopyalar ve etüdler yaparak sürdürdüğü ""Bağımsız eğitim dönemi" başlıyor. Hem Louvre'da, hem de diğer Avrupa ülkelerinde sürdürdüğü bu eğitim dönemi birkaç yıl sürüyor.
"Geçici olmayan, herkesin duygusallığına dokunabilecek, resmin temel kurallarına dayanan bir ürün vermek... Moda olan akımlara katılmamak ama ilgisiz de kalmamak..." Attila Bayraktar, Deux-Sevres bölgesinde Bressuire kentinde ve Paris'te çalışıyor. |
| |
|
|
 |
| |
ATTİLA'NIN RESİMLERİNDE IŞIK VE SÜKUN
"Bütün derdim kalıcı resim, demode olmayacak bir resim yapmak. Yaşamım boyunca bunun için uğraştım." diyen Attila Bayraktar, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinden mezun olduktan sonra, dünyanın sanat merkezi Paris'e, resmi yerinde daha iyi öğrenmek, büyük ustaları yakından tanımak ve resim sanatının "Kâbe"si olan Louvre Müzesi'ni görmek için gider. Gidiş o gidiş. Askerliği nedeniyle Türkiye'ye kısa bir süre için dönse bile, Attila bugün hâlâ Fransa'da yaşıyor, sanat çalışmalarım Paris'teki atölyesi ile Fransız eşinin görevi için 1984'ten sonra yerleştiği Saint-Sauveur kasabasında sürdürüyor.
Fransa'da sık sergi açmasına rağmen, yapıtları Türkiye'de uzun süre görülmeyen Attila'nın, 1998'den sonra Ankara ve İstanbul galerilerinde gerçekleştirdiği sergilerde son çalışmalarının izlenebilmesi, sanatseverler açısından büyük bir kazanç. Paris'te yaşayan bir sanatçı olarak, yabancı bir ülkeden sergi için yapıt getirmenin zorluk ve zahmetini çok iyi bilen ben, yurtdışında yaşayan sanatçıların sergilerinin açılmasının, bu sanatçıların tanınması açısından gerekli olduğuna inanıyorum.
Sanatında sürekli kendini sorgulayan ve yeni aşamalara giren Attila, güncel yaşam sahnelerinden kesitler sunduğu yapıtlarında, yağlıboya ve akriliğin yanı sıra, pastel tekniğini de büyük bir ustalıkla kullanıyor. Hatta bu dalda Fransa'da kazandığı bir ödülü de var.
İinsan vücudu eşi bulunmaz bir mimari yapıdır." diyen sanatçının "nü" çalışmalarında ışık-gölge oyunları önemli olurken, "nature-morte" temasında da, bir kumaş parçası üzerinde duran çaydanlık, kâse, şarap şişesi gibi nesnelerin ya da meyvelerin formu, koyu renkte boyanmış bir ton üzerinde, bir yönden gelen ışığın etkisi ile belli belirsiz ortaya çıkıyor. Attila'nın resimlerinde değişik bir atmosfer yaratan bu ışık, sadece yatak örtüsü ya da örtünün altındaki insan figürünü gösteren bir kompozisyonda da önemli bir rol oynuyor.
Çoğu zaman Bressuire bölgesinden esinlenerek yaptığı peyzajları ise, fırtına kopacakmış gibi görünen bulutlarla kaplı gökyüzünün, resimde büyük bir alanı kapsadığı doğa görünümleri olarak karşımıza çıkıyor.
Fransa'da "Türk ressam" olarak kendini kabul ettirmiş bu alçakgönüllü ve candan sanatçıya, hak ettiği ilginin gösterilmesini diliyorum. |
| |
|
|
 |
| |
Fransa'nın Deux Sevres bölgesindeki Bressuire kentindeki Şato'da çağdaş 18 Türk kadınını, Resim,Seramik ve sinema yapıtlarından oluşan bir sergi açtı bir ay açık kalacak sergiyi ilk gün gezen ziyaretçiler, Türk sanatçıların eserleri için sitayişle söz ettiler.
FRANSA'DA : ÇAĞDAŞ 18 TÜRK KADIN SANATÇI SERGİSİ AÇITI
Fransa'nın Bressuire kentinde yaşayan ressam Atilla Bayraktar'ın özel girişimiyle açılan sergide 18 Çağdaş Türk kadının yaptığı eserler yer alıdı. Resim, Seramik ve benzeri sanat eserleriyle Sinema dalında çalışmaların yer aldığı sergi Türk Kültür ve sanatını tanıtmak için bir fırsat olduğu söyleniyor.
Plastik sanatlar dalında, her sanatçının 10 adet eseriyle katıldığı bu serginin tüm mali giderleri Bressuire belediyesi tarafından karşılanıyor. Bu sergi, Fransa'da şimdiye kadar Türk kadın sanatçılar üzerine düzenlenen ilk önemli karma bir sergi özelliğini taşıyor. Sergiye katılan sanatçıların çoğunun Fransa'da yaşadığı biliniyor
9 Temmuz 2005 tarihinde Bressuire Belediye başkanı ile Türkiye'nin Nantes fahri konsolosu Mehmet Korhanlar açılışını yaptığı sergi 28 Ağustos 2005 tarihine kadar açık kalacak. Bressuire Şato'sundaki sergide eserleri yer alan, 18 Çağdaş Türk kadın sanatçı şunlar: Nevbahar Aksoy, Elif Ergezen, Ayda Su Nuroğlu, Neveser Aksoy, Gençay Bengisu, Ayşe Gezen, Nevhiz Tanyeli, Emine Kip, Aysun Coolen, Hilda Yosmayan, Melehat Özlük, Meral Sarıali, Semiha Evcimen, Günsel Nuroğlu, Aydan Ercan, İnci Duygulu, MüzehherPasin, Elif Oğuz.
Paris ( Tan-Sar ) 12.7.2005
http://www.hodrimeydan.net/cagdaskadin.html |
| |
|
|
 |
| |
|
"ATTİLA BAYRAKTAR GÖKLE YER ARASINDA"
Attila 23 pastel ve 10 Beyaz-Kalem eserlerin Bressuire müzesinde sergiliyor.
SANAT BİR ZORUNLULUK GİBİ. RESİM BİR DİN GİBİ,
Şu anda 60 yaşında, 11 yıldan beri BRESSUIRE'de kendisinden başkasına hesap vermek zorunda değil.
İstanbul güzel sanatlar akademisinden mezun olduktan sonra Paris'e gelen bu adam sanatı en iyi yönünden aldı:Tevazu (Alçak gönüllülük)...
Louvre müzesinde ustaları buldu. Paris Milli Yüksek Güzel Sanatlar Okuluna kaydolduysa da eğitimin ciddiyetsizliğinden ötürü 1,5 yıl sonra oradan ayrıldı.
Bugün asıl yetişmesini müze ve galerilerdeki etütlere ve çevresindeki ressamlarla yaptığı sohbetlere borçlu olduğunu söylüyor.
Önceleri NON-FIGURATIF resimler yapan Attila, Louvre müzesine girdiği zaman eksiklerini görmüş hep aynı endişesi "GERÇEK" prensibi.
Bir çokları gibi "ART ABSTRAIT" yetersizliklerini saklamak değil, resimin gerçek dilidir o'nun nazarında.
"Bir tabloya baktığınızda nesnelerin kimliklerinden önce renkler ve şekilleri görürsünüz ve bilinç altınıza onlar tesir eder"
"Ben de bir örtüye örtü olarak değil, bir plastik resim elemanı olarak bakarım" diyor.
Ölmeden NON-FIGURATIF'e varmak amacı ama kendiliğinden gelmezse bu kendini ve başkalarını kandırmak olur.
Şimdilik BRESSUIRE müzesindeki sergisinde beyaz kalem desenleriyle Attila bizi soyutun başladığı çizgiye kadar götürüyor. |
| |
|
|
 |
| |
|
Attila bayraktar'ın doğa faciaları ve insan kıyımları'nı konu alan 2 devasa tabloları gelecek hafta müze'de gösterilecek.
Attila en ufak haksızlığa şiddetle tepki gösteren ve bu tepkiyi resimlerinde işleyen bir sanatçı...
"COURRIER DE LOUEST" in zaman zaman sayfalarında görülen karikatürleri de bunu kanıtlar.
Ama insanların işlediği haltlar çılgınlık çizgisini geçtiği zaman Attila, silahları olan fırçalarına sarılıyor. Bu çarpışma da amansızdır o. Bugünlerde adı "Balkanların istenmeyenleri" olan büyük bir tabloyu bitirdi.
Hazırlığı bir yıla yakın zaman alan bu resim Balkanlarda da işlenen soykırıma, vahşete, dostluk ve kardeşlik duygularından yoksunluğa karşı bir isyandır.
3 x 1.70 metre'lik tuvalde (TOILE) madeni boyayla gruplaşmış mızraklar saldırıyı sembolize ediyor. Delik-deşik vücutlarıyla kanlar içinde yatan insanlar manzarası yerine sanatçı, vahşeti ALIN YAZISI'nın SOĞUK GERÇEĞİNİ plastik elemanlarla vurguluyor. Tablonun ortasındaki iki soğumuş vücut, beyaz ışık oyunları Attila'nın içinden gelen haykırışı yoğunlaştırıyor.
Plastik yönden en ufak ödün yok. Solda, kaçıştan başka seçeneği olmayan çaresiz, güçsüz insanlar kafilesi, büyük devletlerin ilgisizliği içinde sonu bilinmeyen bir istikamete kaçıyor.
Bu devasa tablonun yanısıra Attila'nın üstüne başka bir acı çöktü. İlk evinin Attila'nın 1,5 asır önce önce Horasan'dan gelen ecdatları tarafından kurulduğu ve kendisinin doğum yeri DÜZCE 2 ay arayla oluşan depremlerle hemen hemen bütünüyle yerle bir oldu. Onun için bu 2.ci bir POMPEI oldu.
Duygusal yönden Attila'yı etkileyen bu olayı'da o yine tuvale aktardı.
" Gerçek bir facia savaşlara, soykırımlarına, insanlar arasındaki gerginliklere lanetle tepki gösterilir ve insanlık suçu işleyenler yakalanır, ama doğanın yarattığı facialarda kimi lanetleyebiliriz? Yalnızca acımızı ifade eder, teknik önlemler alırız." diyor.
Attila, bu eserinde anlatım tamamen ABSTRE (ABSTRAIT), geniş siyah bantlar, koyu fon üzerinde bir sessizlik, çaresiz bir sessizlik, çünkü kelimeler yetersiz. Kabus anlatılamaz.
"GUERNICA" vari bir soyutlaşma.
|
| |
|
|
 |
| |
| Bulut buluttur deyip geçmeyin, onlarında mimarisi ve mimarları var attila bunlardan biri. |
| |
|
|
 |
| |
| Duyarlılığını en alelade şeylere bile açıyor.ama her an dosdoğru esasa gidiyor. |
| |
|
|
 |
| |
|
60 yaşında kendini yeni bir maceraya atıyor. "Biz bir bakıma kaynak arayıcılarıyız" diyor ve devam ediyor.
"Bu heykelleri yaparken yeni bir heyecan kaynağı buldum."
Saint-Savveur köyünün roman stili kilisesi yanındaki evinin büyük bir salonunu sergi salonuna çevirip ön cephesine de heykelli havuz çeşmesi inşaa etti. Açılış gecesi içinde BRESSUIRE'lü sanatçılardan oluşan bir gurup sergisi tertipledi.
Çok titiz ve en iyisini yapma huyu olduğu için eskizler, maketler yaptı. Çimento kullanmayı öğrendi. Kendi sahası olmayan heykel hele çimentoyla yapmak, çok tehlikeli bir macera ve çok insani şey olan "çeşme" içten bir iletişimle gelip el emeğiyle oluşmuş.
|
| |
|
|
 |
| |
20 Yıldan bu yana ilk defa 11 Kasım - 04 Aralık 1998 tarihlerinde sergi açmak için BRESSUIRE'lileşen Türk, yurduna dönüyor.
Ressam ve sanat atölyeleri "Grenier" nin hocalığını da yapan ve 15 yıldır Saint Sauveur kasabasında yaşayan Attila Bayraktar, burada imzasını atmış olduğu 39 eserini sergilemek üzere Türkiye'ye gitti. Bressuire Bölgesi üzerinde kaçamak fakat esası yakalayan bakışlarının ürünü olan yağlı boya, pastel, desen ve guaş'lardan meydana gelen bu eserler İstanbul'un Destek Reasürans Sanat Galerisinde sergilenecektir. Sergi de Nülerde bulunmaktadır.
Doğu ile Batı arasında bir köprü niteliğinde olan bu şehir gibi, Attila'nın bu iki kültürün buluştuğu nokta kişiliğindedir. Yani, doğup büyüdüğü Anavatanıyla, 60'lı yılların başında Paris Milli Yüksek Güzel Sanatlar Okulunda ressamlık yönündeki yetişmesini mükemmelleştirebilmek için gelip yerleştiği Ülkenin kültürleri uzun yıllardan beri yerleştiği Bölgede, "Buranın ışığının inceliği ve tabiat doğduğum Türkiye'nin kuzey batısındaki gibi" der sık, sık. Ve bu sergi ile Attila Anavatanıyla bağlarını tazeleyip sağlamlaştırmaktadır. |
| |
|
|
 |
| |
Işıkla gölge arasında adaletsizliğe karşı öfke ve sukünet arayışı arasında, doğu, batı, aşım ve sağduyu arasında.
A.Bayraktar, gerçekten zamanın adamı. İki yüzyılın kesiştiği, görünüşte birbirine zıt fikirlerin oluştuğu bir yerdedir. Herkesin yaşadığı insanlık yolunda, o da kendi bildiği yolda yürümektedir.
Güneşli bir yerden ve yaradılış toprağından gelen A.Bayraktar, doğduğu Türkiye'nin pastel ve toprak renk çeşitlerini sıcaklığını, kendi kökeninden gelen bu başlangıç güzelliği üzerine kurulu sevgi dolu bakışı korudu. Bu gün yerleştiği Fransa'nın batısında Bocage farklı yeşili kendi memleketinin bulutlu tatlılığı ve kıvrımlarının doya doya tadını çıkarmaktadır.
Tüm varlığı ile evreni keşfetmek isteyen her sanatçı gibi A.Bayraktar, yaşam boyu bir araştırmacı olmuştur. Parçası gözün gördüğü yerin ötesini görmektedir. Bir yüzeye işlenmiş
çıplak taslağı, gökyüzü ve toprağın birleştiği, boyalarının meydana getirdiği renk ve oyunlarından oluşan peyzajları hiçbir zaman naturmort değildir. Onlar duygusal gerçeklerle iç içedir... Büyük haykırışlar oluşturan renkler, savaşa, insan aptallıklarına karşı, insanlık dışı temelleri oluşturmaktadır. Bunun için A.Bayraktar resimle ilgili büyük topları kullanmamaktadır. Birkaç etkili çizgi ile olaylara olduğu gibi bakmaktadır. Saptamanın doğruluğunu, aynı toprağın çocukları unutanlara, onun altında yatan acımasız açıklamanın yeterli olduğunu ilave etmeye gerek yoktur. Kelimenin tam anlamıyla sanatçı orada kendi eğilimini bulmaktadır. Kendi kardeşlerine insanlık görevlerini hatırlatmaktadır.
A.Bayraktar, bir dünya vatandaşı simgesidir. Doğu ile batı arasında köprü kuraraki keyifli bir gelecek bırakmak için savaşmaktadır. Doğayla bütünleşen, inanç sahibi, inancını güzel ilham kaynağına katarak, uzlaşıcı olmak istemektedir ve bunun en ateşli temsilcisidir. |
| |
|
| |
|
 |
 |